Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başvurularının En Kritik Şartı - İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
Temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü tarafından ihlal edilmesinin önüne geçebilmek adına ulusal yargı yollarında anayasa mahkemesine bireysel başvuru, uluslararası yargı yolunda ise AİHM başvuru yolu geliştirilmiştir. Bu iki yol hem kapsamları hem de işleyişleri bakımından birbirlerini tamamlamaktadır.
ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU
Bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında olan ve 1982 Anayasasında teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklerden herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi durumunda başvurulacak bir hak arama yoludur.
Bireysel başvuru olağanüstü bir yargı yoludur. Güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenen herkes başvurabilir. Gerçek kişiler, tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiğini iddia eden tüzel kişiler, yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklar dışında kalan bir hakkı ihlal edilen yabancılar bireysel başvuru yapabilir. Ancak kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz.
Bireysel başvuru yapılabilmesi için oluşması gereken üç önkoşul vardır.
1-)Başvurucunun güncel bir hakkının ihlali
2-)İhlalden dolayı başvurucunun doğrudan etkilenmesi
3-)Başvurucunun ihlalden dolayı mağdur olduğunu iddia etmesi
Bireysel başvurunun kabul edilebilmesi için hak ihlali kavramının geniş yorumlanması gerekir. Çünkü hakkın açıkça ihlali aranmamalı ve hak ihlali olduğunun iddia edilmesi kabul edilmektedir. Güncel bir hak ihlali ise ihlalin mevcut olması ve gerçekleşmesi anlamına gelir. Henüz gerçekleşmemiş bir ihlalden dolayı başvuruda bulunulamaz.
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı ” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması gerekir.
HUKUKİ DAYANAK VE KURALIN AMACI
Genel itibariyle bireysel başvurunun konusunu temel hak ve özgürlükler oluşturmaktadır. Ancak bu temel hak ve özgürlüklerin hem 1982 Anayasasında güvence altına alınması hem de AİHS kapsamında olması aranmaktadır. Bireysel başvurunun amacı ise 1982 Anayasası ve AİHS ile koruma altına alınmış olan hakların ihlal edilmesinin önüne geçmektir.
BİREYSEL BAŞVURUYA KONU OLAMAYACAK DURUMLAR
-Anayasada Güvence Altına Alınıp da AİHS / Protokollerde Yer Almayan Temel Haklar
-Türkiye’nin Taraf Olmadığı Ek Protokollerde Yer Alan Temel Haklar
-Yasama İşlemleri, Düzenleyici İdari İşlemler, Anayasanın Yargı Denetimi Dışında Bıraktığı İşlemler
-Açıkça Dayanaktan Yoksun Olan Başvurular
-23.09.2012 Tarihinden Önce Kesinleşen Nihai İşlem ve Kararlar
-İç Başvuru Yolları Tüketilmemiş Olan Başvurular
BAŞVURULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları iki aşamalı olarak değerlendirmektedir. Bu aşamalardan ilki Kabul edilebilirlik, ikincisi ise esas hakkında değerlendirmedir. Kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken ise İç Başvuru Yollarının Tüketilmesi koşulu dikkate alınmaktadır.
AYM Bireysel Başvurularında İç Başvuru Yollarının Tüketilmesi
Anayasanın 148.maddesinin 3.bendinde de bahsedildiği üzere ‘’Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.’’ Kanun yolu ise, mahkeme kararlarındaki hatanın en aza indirilmesi adına kararlar kesinleşmeden önce bir üst mahkeme tarafından denetlenmesidir. Kesinleşmemiş mahkeme kararlarına karşı başvurulan kanun yolları olağan kanun yolu, kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşı başvurulan kanun yolu ise olağanüstü kanun yoludur. Genel itibariyle kanun yoluna baktığımızda her türlü koruma, idareye ve mahkemeye başvurmadır. Olağan kanun yolları itiraz, istinaf ve temyizdir. Bireysel Başvurular için tüketilmesi gerekilen kanun yolu olağan kanun yollarıdır.
İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir (6216 sayılı Kanun, m.45/2). Başvuru yolları tüketilmeden yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. Ancak bu başvuru yollarının tüketilmesinden sonra diğer koşulları da sağlamak şartıyla tekrardan bireysel başvuru yapılabilir. Kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yolları, olağan kanun yolu aşamasına gelmenin ön koşulu olup, dava açılabilmesi için zorunlu olan idari başvuruları ifade etmektedir.
Başvuru yollarının tüketilmesi kriterinin arka planında ikincillik (subsidiarite) ilkesi yatmaktadır. “İkincillik ilkesi gereğince, anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesini sağlama, onları uygulama ve yerine getirme görevi, öncelikle AYM’ne değil, idari makamlara ve diğer yargı organlarına aittir. Olağan kanun yollarında ve genel mahkeme önünde dile getirilmeyen iddiaların AYM önünde bireysel başvuruya konu edilememesi, bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliğinin sonucudur. Ayrıca genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz.
Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz (Anayasa m.148/4). Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır (6216 sayılı Kanun, m.49/6). Kanun yolu şikayeti niteliğindeki başvurular ancak derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içermeleri halinde Anayasa Mahkemesince incelenebilir.
AYM, kanun yollarında gözetilmesi gereken hususları şu şekilde sıralamıştır:
-Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,
-Hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,
-Yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi,
-Kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,
-Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ya da açıkça keyfilik içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar.
-Bireysel başvuruların kabulü, hak ve ihlallerin anayasal değerlerinin doğru şekilde belirlenmesiyle ile doğrudan ilintilidir. Anayasa Mahkemesinin de bu değerlerin içeriğini belirlemede büyük çaba göstermesi gerekmektedir.
Birden çok iç başvuru yolunun olduğu durumlarda kural olarak bu başvuru yollarından herhangi birinin tüketilmiş olması yeterlidir.
Ancak istisnai olarak iç başvuru yolları tüketilmeden de bireysel başvuruda bulunma imkanı sunulmuştur. Bu istisnai durum etkili bir iç hukuk yolunun olmadığı düşünülüyorsa bireysel başvuruda bulunma imkanı tanımıştır.
Anayasa mahkemesinde iç başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği kararı Kabul Edilebilirlik incelemesi yapılırken verilir. Eğer tüm başvuru yolları tüketildiyse kabul edilirlik, iç başvuru yolları tüketilmediyse kabul edilemezlik kararı verilir.
İç hukuk yollarının tüketilmesinden itibaren 30 gün içinde başvuru yapılmalıdır.
İÇ BAŞVURU YOLLARININ TÜKETİLMESİ İLE İLGİLİ ANAYASA MAHKEMESİ KARARLAR
Anayasa Mahkemesi Hatice Erbek [2. B.], B. No: 2021/27626, 15/10/2025, Kararı
“…ceza yargılaması duruşmasında şikâyetçi olduğunu belirten ancak davaya katılmak istemediğini bildiren başvurucunun hüküm verilinceye kadar davaya katılması her zaman mümkün olmasına rağmen kanun yoluna başvurmadan yaptığı bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil olma niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.’’
Anayasa Mahkemesi K.Y. [2. B.], B. No: 2022/102376, 29/7/2025, Kararı
‘’Başvurucu, şartları oluşmadan gözaltı tedbiri uygulandığını ve gözaltı süresinin makul olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesi’nin Hıdır Aydin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2022/59921, 5/11/2025, kararı
‘’Başvuru, mahpuslara cenaze törenine katılması ve taziyeleri kabul etmesi için izin verilmemesi nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi, somut olayın koşullarına göre, cenaze törenine ve taziyeye katılma talebi yönünden infaz hâkimliğine şikâyet yolunu tüketmenin başvurucuya aşırı külfet yükleyebileceğine, söz konusu yolun bireysel başvuru öncesinde tüketilmesinin gerekli olmayabileceğine karar vermiştir (Rasul Kocatürk [GK], B. No: 2016/8080, 16/12/2019, §§ 32-39). Bu bağlamda somut olayın koşullarında infaz hâkimliğine şikâyet yolunun tüketilmesinin zorunlu olmadığı değerlendirilmiştir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.’’
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.34’te de belirtildiği üzere ‘’İşbu Sözleşme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme'ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.”
Sözleşmede güvence altına alınan hakların ihlali durumunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulabilir. Ancak bu başvurunun da belirli önkoşulları vardır. Tıpkı Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel başvuruda olduğu gibi AİHM başvurularında da ihlalin kişisel, doğrudan ve güncel olması gerekir. Buradaki güncellik, doğrudandık ve kişisellik yine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda olduğu gibi değerlendirilmelidir.
Ancak bu önkoşulların birkaç istisnası bulunmaktadır.
1-Dolaylı İhlal: doğrudan ihlale maruz kalmayan ancak doğrudan ihlale maruz kalan kişiyle çok yakın veya özel bir bağa sahip olan kişiler dolaylı mağdur olarak değerlendirilmektedir. Bu kişilerin de başvuruları kabul edilebilmektedir. Örneğin Amekrane/İngiltere Davası’nda Cezayir’den kaçarak Cebelitarık’a sığınan ve hükümet darbesi ile ilişkili görünen bir generalin Cezayir’e geri verilmesi ve ölüme mahkûm edilmesi üzerine, generalin eşi ve çocuklarının dolaylı zarar gören olarak yaptıkları başvuru kabul edilmiştir.
2- Potansiyel Mağdur: Henüz bir ihlalden dolayı mağdur olmamış ancak belli koşullar oluşmuş ise kişi potansiyel mağdur kabul edilmektedir. Potansiyel mağdur sıfatı taşıyan kişilerin başvuruları kabul edilebilmektedir. Örneğin bir yasa kişiye uygulanabilir nitelikteyse, yani kişi yasanın uygulanmasıyla mağdur olabilecek konumda ise potansiyel mağdur. Kabul edilir ve mahkemeye başvuruda bulunabilir.
Örnek: Almanya’ya ilişkin verilen bir kararda, kişilerin telefonlarının gizlice dinlenebilmesine olanak tanıyan bir yasa dolayısıyla yapılan başvuruda Almanya hükümeti, yasanın başvurana uygulanmadığı, dolayısıyla menfaatinin ihlal edilmediği savunmasını yapmıştır. Buna karşın, yasanın başvuranlara uygulanabileceği, üstelik yasanın kendilerine uygulandığından kişilerin haberlerinin bile olamayacağından hareketle başvuranlar potansiyel mağdur olarak değerlendirilmiş ve dava kabul edilebilir bulunarak esastan incelenmiştir.
AİHM Başvuruları Kime Karşı Yapılır?
Başvurular, sözleşmedeki yükümlülükleri ihlal ettiği ileri sürülen devletlere karşı yapılır.Aleyhine başvuru yapılan, ancak Sözleşmeyi imzalamış bir devlet olabilir.Bu devlet, Sözleşmede koruma altına alınmış olan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülüklerini ihlal etmiş olmalıdır. Başvuru, devletin bir organına (örneğin bir bakanlığa ya da kamu tüzel kişisine) karşı değil, doğrudan devlete karşı yapılır. Başvurunun, bireye karşı yapılması da mümkün değildir. Devletin sorumluluğu, egemenliği ile sınırlıdır. Yabancı güçlerin yaptığından sorumlu tutulamaz.
Kabul Edilebilirlik Koşulları Nelerdir?
AİHM başvuruları için kabul edilebilirlik koşulları AİHS m.35te sayılmıştır.
Bu koşulları şöyledir:
-İç hukuk yolları tüketilmiş olmalıdır.
-Süre koşulu: İç hukuk düzeninde ortaya çıkan kesin karardan itibaren 4 aylık süre içinde Mahkemeye başvurulabilir.
-Başvuru imzasız (anonim) olmamalıdır.
-Başvuru, daha önce AİHM ya da bir başka uluslararası organ önüne getirilmemiş olmalıdır.
-İhlal iddiası Sözleşme ve ek protokollerinde düzenlenen haklara ilişkin olmalıdır.
-Dayanaktan yoksun ya da temelsiz olmamalıdır.
-Başvuru hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olmamalıdır. (Siyasal propaganda, hakaret, gerçek dışı bilgilerin verilmesi)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Başvurularda İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
Daha önce Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda anlatmış olduğumuz üzere iç hukuk yollarının tüketilmesi uluslararası hukukta kabul edilmiş bir ilkedir. AİHM başvurularında da önemli bir yere sahiptir. AİHM’ye başvuran kişi tüm iç hukuk yollarını tükettiğine ilişkin belgeleri mahkemeye sunarak iç hukuk yollarını tükettiğini ispatlamalıdır. Bu konu nezdinde AİHM başvuruları ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu değerlendirdiğimizde; AİHM Başvurusu yapılabilmesi için de Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru yolu tüketilmesi gereken bir iç hukuk yoludur. Yani Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru yapılmadan AİHM Başvurusu yapmak kabul edilebilirlik koşulunu sağlamayacaktır.
Ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinin gerekli olmadığı istisnai haller vardır. Bu haller:
1) Konu ile ilgili iç hukuk yolu yoksa, ya da bir yasa ile açıkça yargı yolu kapatılıyorsa
Örnek: Türkiye’de bazı organların kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamamaktadır. Anayasa gereği Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) gibi organların işlemlerine karşı gidilebilecek bir iç hukuk yolu öngörülmemiştir
2) İç hukuk yolunun etkisiz olması
Aslında başvurulabilecek birtakım hukuki yollar öngörülmüştür; ancak bunlar fiilen işletilmiyorlardır ya da istenen sonucu doğuracak nitelikte değildirler; yani etkisizdirler. Örnek: terörle mücadele sırasında yakılan köylerin şikâyet konusu edildiği AKDIVAR ve Diğerleri/Türkiye davası
3) Yerleşmiş bir yargı içtihadının bulunması
Bu yola başvurulması durumunda ulusal mahkeme, benzer olaylarda sürekli verilen ve sorunu çözmeyen eski içtihatları tekrarlamaktan başka bir şey yapmayacaktır.
4) Sözleşme’ye aykırı yerleşmiş yönetsel uygulamanın varlığı (idari pratik)
idare organlarının Sözleşmeye aykırı tutumları adeta bir rutin uygulamaya dönüşmüştür ve idarenin bu eylemlerine devlet tarafından göz yumulmakta, engel olunmamakta ya da bu tür davranışlar hoş görülmektedir.
5) Davanın sürüncemede kalması
6) Kişinin iç hukuk yollarını tüketmesinin kamu görevlilerince engellenmesi
7) İç hukuk yollarına başvurulması halinde başvuranın bir misilleme ile karşılaşması olasılığının olması
Nihai iç hukuk kararından itibaren 4 ay içinde başvuru yapılmalıdır.
İÇ HUKUK YOLLARININ TÜKETİLMESİ İLE İLGİLİ AİHM KARARLAR
AİHM iki kararında (Şefik DEMİR/Türkiye ve Fuat BALCA/Türkiye Kararları); iç hukukta yargılamanın kesin bir kararla sonuçlanması, diğer bir deyişle ilk derece mahkemesinin verdiği kararın bir üst mahkemece onanması ve kesinleşmesi durumlarında, tutuklulukta geçen sürenin makul süreyi aşması nedeniyle ortaya çıkan zararın giderilmesi için, öncelikle CMK 141 ve 142 maddelerinde yer alan düzenlemeler ışığında iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
‘’Özkan – Türkiye ((k.k.), no 28745/11, 1 Ekim 2013) ve Karahan – Türkiye ((k.k.), no 64999/09, 1 Ekim 2013), Zana – Türkiye ((k.k.), no 58756/09, 1 Ekim 2013) davalarında başvurucular ifade özgürlüğü ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiası ile Mahkeme’ye başvurmuşlardı. Ancak hem başvuruların yapıldığı tarihte, hem de Mahkeme’nin karar aldığı tarihte aleyhlerine iç hukukta açılan davalar henüz sonuçlanmamıştı. Mahkeme, bu durumu dikkate alarak, başvurucuların Yargıtay önünde görülmekte olan davaları ile ilgili sonuç aldıktan sonra, eğer halen şikâyetleri devam ediyorsa Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapabileceklerini belirtir. Bu nedenle bu başvuruları iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesi ile reddeder.’’
‘’Gürdeniz-Türkiye ((k.k.), no 59715/10, 18 Mart 2014) davasında Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi ile ilgili birçok şikâyeti (dava süresi, bağımsız ve tarafsız mahkeme, adil yargılanma, masumiyet karinesine aykırılık) iç hukukta bireysel başvuru yapılmadığı gerekçesiyle reddeder.’’
‘’Sarısülük-Türkiye ((k.k.), no 64126/13, 25 Mart 2014) başvurusunda Sözleşme’nin yaşama ve barışçıl toplu gösteri yapma haklarının ihlal edildiği ileri sürülmüştü. Mahkeme bu davaya konu olan olayların Haziran 2013’te olduğunu ve konu hakkında iç hukukta işleyen bir yargılama olduğunu belirterek, bu başvuruyu iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddeder. Bu kararında Mahkeme, başvurucuların Anayasa Mahkemesi’ne bir bireysel bir bireysel sunmaktan muaf tutacak koşulların da oluşmadığını belirtir’’
‘’Şükrü Yıldız-Türkiye (4100/10, 17 Mart 2015) başvurusu Sözleşme’nin 3. maddesi ile ilgilidir. Başvurucu Aralık 2000’de bir silahlı çatışma sonrasında polisin kötü muamelesine uğradığını ileri sürmüştür. Polisler hakkında açılan dava ise, ancak 13 Kasım 2013 tarihinde sonuçlanmıştır. Başvurucu, iç hukukta dava görülmekte iken 8 Ocak 2010 tarihinde başvuru yapmıştı. Bu davada Hükümet, anayasal bireysel başvuru yolunun tüketilmediğini ileri sürerek, ilk itirazda bulunmuştur. Mahkeme, bu davada iç hukuk yollarının tüketilmediği ilk itirazını kabul etmemiştir. Mahkeme bu sonuca varırken ilk olarak, iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünün ilke olarak başvuru sırasında mevcut ve elverişli yolları tüketmekle sınırlı olduğunu hatırlatmışır. Mahkeme özellikle süre ve mülkiyet davalarına bu genel kurala çeşitli nedenlerle istisnalar getirildiğini kaydetmiştir. Somut dava bakımından ise Mahkeme, bu istisnaları uygulamanın yerinde olmadığını; zira, ilk olarak başvurunun anayasal bireysel başvuru yolu kurulmadan önce yapılmış olduğunu; ikinci olarak ise, başvurucunun iç hukukta süren yargılamayı sekiz yıl bekledikten sonra bir başvuru yaptığını belirtmiştir. Bu gerekçelerle Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediği ilk itirazını reddetmiş ve davayı esastan incelemiştir.’’
SONUÇ
Hem Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuruda hem de AİHM başvurusunda İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi başvurunun kabul edilebilir olması için en kritik koşuldur. Her iki yol için de olağan başvuru yollarının hepsini tüketmiş olmaya dikkat etmek gerekmektedir. Her ne kadar kişi kendisi de başvuru yapabiliyor olsa da alanında uzman bir avukattan destek alınması gerek iç hukuk yollarının tüketilmesi gerek de sürelerin kaçırılmaması gibi önemli kriterlerin gözden kaçırılarak hak kayıplarına sebep olmaması açısından önem arz etmektedir.
Stj. Av.Yuşa HATİPOĞLU