01 Blog
28-04-26
Ceza Muhakemesinde Kamu Davasına Katılma (müdahillik)

Ceza yargılaması süreci, yalnızca devletin suçluyu cezalandırma yetkisini kullanması değil, aynı zamanda suçtan zarar gören bireylerin haklarının korunması sürecidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde düzenlenen "Kamu Davasına Katılma" kurumu, mağdurun yargılamadaki konumunu bir "tanık" veya "izleyici" olmaktan çıkarıp, "taraf" statüsüne taşımaktadır.
Ceza muhakemesi hukukumuzda kamu davasına katılma CMK’nın 237. maddesinde düzenlenmiş olup söz konusu maddede: 
1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. 
2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır” şeklinde düzenlenmiştir.

5271 sayılı CMK'nın 237. maddesinde, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek davaya katılabilecekleri hüküm altına alınmış, ancak kanun yolu muhakemesinde bu hakkın kullanılamayacağı esası benimsenmiştir. Bununla birlikte, istisnai olarak ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi hâlinde inceleme mercisince incelenip karara bağlanacağı kabul edilmiştir.

KAMU DAVASINA KATILMA HAKKI VE KAPSAMI (CMK M. 237)
Katılma, ceza muhakemesinde mağduru, suçtan zarar göreni ya da malen sorumlu olanları koruma araçlarından birisidir. CMK’nın 237. maddesi uyarınca; mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar kamu davasına katılabilirler.

Suçun işlenmesiyle mağdur olan ya da suçtan zarar görenlerin katılma hakkını kullanmaya veya kullanmaya devam etmeye zorlanamayacağı açıktır. Bu itibarla mağdur veya suçtan zarar gören kişi kamu davasına katılmak istemeyebileceği gibi, daha sonra bu hakkını kullanmaktan da vazgeçebilecektir. Nitekim CMK'nın 243. maddesinde katılanın vazgeçmesi hâlinde, katılmanın hükümsüz kalacağı hususu düzenleme altına alınmıştır.
 

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09/03/2026 tarihli ve 2024/4649 E., 2026/1767 K. sayılı ilamında “Mağdurun sanıktan şikayetçi olmadığını beyan etmekle, usûlüne uygun şekilde katılan sıfatını almayan mağdurun 5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesi gereği hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığından, mağdurun temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca reddine” karar verilmiştir.    
 

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22.12.2025 tarihli ve 2025/6451 E., 2025/9325 K. sayılı ilamında “Katılan sıfatını almayan mağdur ...'in hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmadığından, mağdur ... vekilinin temyiz isteminin reddine” karar verilmiştir.    
 

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 20.02.2018 tarihli ve 2014/11359 E, 2018/1523 K sayılı  kararında “Katılan ...’ın sanık ... hakkında 20.02.2012 tarihli duruşmada açıkça şikayetinden vazgeçtiğini beyan ile bu sanık yönünden katılan sıfatının sonlandığı anlaşıldığından katılan ... vekilinin anılan sanık yönünden vaki temyiz istemi ile 5271 sayılı CMK’nın 237 ve devamı maddelerine göre usulen mahkemeye başvurulup katılan sıfatı alınarak temyiz yetkisinin kazanılmamış olması nedeniyle; mağdur ... vekilinin temyiz isteminin reddine,” karar vermiştir.

Katılma hakkı niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardandır. Şahsa sıkı surette bağlı haklar kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide, kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden, bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Katılmanın şahsa sıkı surette bağlı bir hak olmasının bir sonucu olarak katılanın ölümüyle katılma hükümsüz kalacaktır. Ancak mirasçıların katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilmeleri de mümkündür.

Mağdurun kanuni temsilcisinin, mağdura karşı işlenen suçun sanıklarından birisi olması veya sanıkla arasında akrabalık ilişkisi bulunması gibi kanuni temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaatinin çatışması durumunda kayyım atanması sağlanmak suretiyle, kayyımın iradesine üstünlük tanınarak mağdurun davaya katılıp katılmayacağı sorunu çözümlenmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.03.2019 tarihli ve 2017/558 E., 2019/185 K., sayılı kararında, mağdurenin velayet hakkı sahibi annesi ve sanık da babası ise, mağdureyi temsil etmek üzere kayyım atanarak, mağdurenin kayyım tarafından temsili sağlanması gerektiğine değinilmiştir.
Yine kanun yoluna başvurma konusunda mağdur için atanan zorunlu vekil ile yaşı küçük mağdurun iradelerinin çelişmesi halinde, hangisinin iradesine üstünlük tanınacağı hususunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.06.2008 gün ve 2008/56 E., 2008/156 K. sayılı kararında zorunlu vekilin iradesinin esas alınacağına karar verildiği, buna ilişkin kuralın, mağdur yönünden de kıyasen uygulama olanağının bulunduğu, bunun sonucu olarak da CMK’ nın 234. maddesi uyarınca şikâyet konusunda mağdur ve zorunlu vekilin iradelerinin çelişmesi halinde mağdur için atanan zorunlu vekilin, sanıktan şikâyetçi olduğuna yönelik iradesine üstünlük tanınması gerektiği belirtilmektedir.

-Mağdur ve Suçtan Zarar Gören: Suçun doğrudan hedefi olan veya suç nedeniyle maddi/manevi varlığı zarara uğrayan kişilerdir.

-Tüzel Kişilerin Katılımı: Sadece gerçek kişiler değil, suçtan doğrudan etkilenen şirketler, dernekler ve ilgili kamu kurumları da müdahillik talebinde bulunabilir. Bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK'nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/03/2003 gün ve 2003/41 E., 2003/54 K., sayılı Kararında; “… tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın mümkün olmadığı, CMK'nın 237. maddesi kapsamında yüklenen suçtan doğrudan zarar görme unsurunun gerçekleşmesi gerektiği, usulsüz olarak verilen katılma kararının da temyiz hakkı vermeyeceği” açıkça belirtilmiştir.
 

Yargıtay suç teşkil eden eylemden tüzel kişiliğin dolaylı zarar görmesini katılma hakkı için yeterli görmeyip doğrudan doğruya zarar görülmesi gerektiğini belirtmektedir. 
 

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 16.04.2014 tarihli ve 2014/5332 E., 2014/2497 K. sayılı ilamında, “… Barosuna kayıtlı bir avukatın öldürmeye teşebbüs eyleminin mağduru olduğu bir olayda, … Baronun suçtan doğrudan doğruya zarar görmediği ve hükmü temyiz etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle baro vekilinin temyiz isteminin reddine” karar vermiştir. (Benzer 19. Ceza Dairesi 25/02/2016 2015/13125 E., 2016/2730 K.)
 

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 18.02.2019 tarih ve 2019/1115 E., 2019/3125 K. sayılı kararında “Sağlık Bakanlığı personeli olan katılanlara yönelik kasten yaralama suçu bakımından Sağlık Bakanlığı’nın doğrudan suçtan zarar gören sıfatı bulunmadığından, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Kurumu açısından verilen katılma kararının hükümsüz olduğuna” karar vermiştir,
 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26.12.2023 tarihli ve 2023/291 E., 2023/708 K. sayılı kararında, “Özel Dairece 09.11.2021 tarihinde verilen bozma ilâmında suçtan zarar gören kurum vekilinin davadan ve yargılamanın geldiği aşamadan haberdar edilmediği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesi üzerine, devam eden hukuki süreçte Bölge Adliye Mahkemesince, CMK'nın 237/2. maddesine aykırı biçimde suçtan zarar gören kurumun davaya katılmasına karar verilmesi ve buna bağlı olarak aleyhe istinaf başvurusu bulunduğunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılması suretiyle sanık hakkında daha fazla cezaya hükmedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu” belirtilmiştir.
 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.10.2019 tarihli ve 2016/470 E., 2019/592 K. sayılı kararı “Sanık hakkında açılan kamu davasına konu görevi kötüye kullanma suçunda korunan hukuki yararın; kamu görevlilerinin görevlerinin gereklerine uygun hareket ettikleri, bu görevleri dolayısıyla kendilerine tanınan yetkileri hukuken belirlenmiş sınırlar içinde kullandıkları konusunda toplumda hâkim olan güven olması, sanığa atılı görevi kötüye kullanma suçunun, Maliye Hazinesinin kamu davasına katılmasına karar verilirken işaret edilen 3628 sayılı Kanun’un 17 ve 18. maddelerinde değinilen suçlar arasında yer almaması, sanığın eylemi neticesinde somut olayda ekonomik bir zararın ortaya çıkmaması, norma aykırı her davranışın kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle hareket edilmesinin ve tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanılarak kamu davasına katılmanın da mümkün olmaması birlikte değerlendirildiğinde; Maliye Hazinesinin yargılamaya konu suç yönünden kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin olmadığı kabul edilmelidir.” şeklindedir.
 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 09.05.2019 tarihli ve 2018/167 E, 2019/391 K. sayılı kararında, “Posta dağıtıcısı olan sanığın, katılan M.’ye tebliğ etmesi gereken evrakı, katılanın adresine gitmemesine rağmen gitmiş ve katılanı adresinde bulamamış gibi ihbar ve şerh kayıtları düşerek “merciine” iade ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında, resmî belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçundan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve kamu davasına katılmasını özel olarak düzenleyen bir kanun hükmünün de bulunmaması nedeniyle anılan suçlar bakımından davayı takip etme görevi olmayan PTT Genel Müdürlüğünün, kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunmadığı” belirtilmiştir.

-Zaman Sınırı: Katılma talebi, ilk derece mahkemesinde hükmün açıklanmasına kadar her zaman yapılabilir. Ancak kanun yolu (İstinaf/Temyiz) aşamasında kural olarak ilk kez katılma talebinde bulunulamaz.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 17.05.2018 tarihli ve 2016/56 E, 2018/6465 K. sayılı kararında, usulüne uygun biçimde duruşma günü tebliğ edildiği halde, 5271 sayılı CMK'nın 237. ve 238. maddeleri uyarınca yöntemine uygun olarak davaya katılma talebinde bulunup katılan sıfatını kazanmayan müşteki İl Milli Eğitim Müdürlüğünün, hükmü temyize hakkı bulunmadığı” belirtilmiştir.
 

Yargıtay 19. Ceza Dairesi 13.09.2017 tarihli ve 2016/13124 E, 2017/6801 K sayılı ilamda, “.. firması vekili hükümden sonra 03.10.2016 havale tarihli dilekçesi ile katılma talebinde bulunmuşsa da; 5271 sayılı CMK’nın 237/2. maddesi uyarınca katılma talebinin reddine” dair karar onanmıştır.
 

Yargıtay 19. Ceza Dairesi 13.09.2017 tarihli ve 2016/1281 E, 2017/6812 K sayılı ilamda, “Duruşmadan haberdar edildiği halde, 5271 sayılı CMK'nın 237 ve 238. maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak kamu davasına katılmayan müşteki temsilcisinin, sanık hakkında kurulan hükmü temyize hakkı bulunmadığından, müşteki temsilcisinin temyiz isteminin reddine,” karar verilmiştir
 

Yargıtay 16. Ceza Dairesi 18.01.2018 tarihli ve 2017/2819 E,  2018/166  K sayılı ilamında, “Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, 2911 sayılı Kanunun 32/1 ve 33/1. maddelerine aykırılık, görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde; Usulüne uygun olarak duruşmadan haberdar edilmeyen Bitlis Maliye Hazinesinin, CMK'nın 260. maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette mala zarar verme suçundan zarar gören sıfatıyla hükmü temyiz hakkı bulunduğundan ve kamu binaları, eşya ve araçlarına zarar verme suçuna yönelik olarak davaya katılma hakkının bulunduğu kabul edilerek, hükmü temyiz etmek suretiyle katılma iradesini ortaya koyan Bitlis Maliye Hazinesinin CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılmasına” karar verilmiştir.
 

Yargıtay 14. Ceza Dairesi 16.03.2021 tarihli ve 2020/8317 E. , 2021/2102 K. sayılı ilamında, müşteki Bakanlığın kovuşturma evresinde katılma talep etmeyip istinaf dilekçeleri sunması ve 5271 sayılı CMK'nın 237/2. maddesine göre kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağını açıklanmıştır.
 

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih ve 2010/149 E., 2010/205 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp karara bağlanmayan katılma isteklerinin, temyiz incelemesi sırasında herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını gerektirmiyorsa, karara bağlanması mümkündür.

2. Katılan Sıfatının Kazanılması ve Haklar
Mahkemece katılma talebi kabul edilen kişi, "Katılan" sıfatını kazanır. Bu sıfatla birlikte şu haklar doğar:
-Delil sunma ve toplanmasını isteme,
-Duruşmalara katılma,
-Sanık, tanık ve bilirkişilere soru yöneltme,
-Dosyadan örnek alma ve belgeleri inceleme,
-Verilen kararlara karşı kanun yollarına (İtiraz, İstinaf ve Temyiz) başvurma.

3. Usul Hataları ve Bakanlıkların Katılma Hakkı
Yargıtay uygulamalarında, suçtan zarar görenin veya mağdurun bu sıfatının gereği olarak, CMK’nın 233 ve 234. maddeleri gereğince sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği halde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMK’nın mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan tesis edilen hükümlerin bozulmasına karar vermektedir. (21. Ceza Dairesi’nin 20.04.2015 tarih ve 2015/662 E., 2015/285 K., 3. Ceza Dairesi’nin 09.02.2015 tarih ve 2014/27914 E., 2015/4647; K; 18. Ceza Dairesi’nin 27.09.2017 tarih ve 2015/21383 E., 2017/10588 K.; 1. Ceza Dairesi’nin 15.02.2017 tarih ve 2016/6195 E., 2017/427 K., 28.03.2016 tarih ve 2016/944 E., 2016/1542 K.;)
Ancak 6284 sayılı Kanun uyarınca Bakanlığın duruşmalardan haberdar edilmesi zorunluluğunun bulunup bulunmadığına ilişkin Yargıtay’ın farklı dairelerinin farklı içtihatları bulunmakta olup söz konusu içtihat aykırılığı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 9 Şubat 2020 tarihli ve 31054 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 13.12.2019 tarih ve 2019/6 E., 2019/7 K. sayılı kararıyla giderilmiştir. Kararda; 6284 sayılı Kanun uyarınca ilgili Bakanlığın açılan kamu davasından ve duruşmadan haberdar edilmesi zorunluluğu olmadığına karar verilmiştir

4. Temyiz ve Kanun Yolu Denetimi (CMK m. 260)
CMK’nın 260. maddesine göre, "hakim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurma hakkı, suçtan zarar gören mağdur veya katılan sıfatını almış olanlara aittir."
CMK’nın 260. maddesi uyarınca, kanun yollarına başvurulması için davaya katılmış olmaya gerek yoktur. Davaya katılmamış olsalar bile katılan sıfatını alabilecek surette zarar görenler de kanun yollarına başvurabileceklerdir. Buradaki kritik nokta eğer mağdur veya kurum davadan haberdar edilmemişse, hükmün tebliğ edilmesiyle birlikte "katılan" sıfatını almasalar dahi kararı temyiz etme hakları doğar. Temyiz dilekçesi verildiği anda, ilgili kişi veya kurum CMK 237/2 uyarınca katılan sıfatını kazanmış kabul edilerek temyiz incelemesi gerçekleştirilir.
 

Yargıtay 19. Ceza Dairesi 11.09.2017 tarihli ve 2016/6570 E, 2017/6560 K sayılı ilamda, “Katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören, CMK'nın 260/1 maddesi uyarınca hükmü temyize hakkı bulunduğu belirlenen ve mahkemece duruşmalara çağrılmayan, ancak gerekçeli kararı tebliğ alarak temyiz eden ...'nın, temyiz dilekçesinin kapsamı da gözetilmek suretiyle CMK`nın 237/2 maddesi uyarınca davaya katılmasına” karar verilmiştir
Ceza yargılamasında taraf teşkili ve katılma hakkı, adil yargılanma hakkının temel taşlarındandır. Özellikle Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 02.03.2016 tarihli ve 2015/8751 E., 2016/2026 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, bildirim eksikliklerinin davanın esasına etkisiz kaldığı durumlarda usul ekonomisi ilkesi işletilse de, mağdurun veya suçtan zarar görenin yargılama dışı bırakılması kabul edilemez.
Hukuki süreçlerde hak kaybına uğramamak adına, katılma talebinin usulüne uygun şekilde ve süresinde mahkemeye sunulması büyük önem arz etmektedir.

5. VEKÂLET ÜCRETİ 
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164 ve 168. maddeleri ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, kamu davasına katılma üzerine, mahkûmiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise kendisini vekil aracılığıyla temsil ettiren katılan lehine Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen ücretin avukatlık ücreti olarak sanığa yükletilmesi gerekmektedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22.01.2026 tarihli ve 2023/6567 E., 2026/985K. sayılı ilamında “Davadan ve duruşma gününden usulüne uygun biçimde haberdar edilmesine rağmen duruşmaya katılmayan ve 5271 sayılı Kanun'un 237 nci maddesine uygun biçimde talepte bulunup katılan sıfatını almayan hazine lehine usulsüz olarak vekalet ücretine hükmedilmesinin” yasaya aykırı olduğu belirtilmiştir.

WhatsApp Icon