01 Blog
24-04-26
Tekerrüre Esas Alınan Mahkeme İlamlarının Geçerlilik ve Kesinliği Sorunu

Ceza hukuku uygulamasında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58. maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanması, özellikle tekerrüre esas alınan mahkeme ilamlarının geçerliliği ve kesinliği bakımından önemli tartışmalara konu olmaktadır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108. maddesiyle de bağlantılı olan bu konu, ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasında farklı uygulamalara yol açabilmektedir. 

I. Tekerrür Hükümlerinin Hukuki Çerçevesi
A. TCK m.58’e Göre Tekerrürün Şartları

5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, önceden işlenen bir suçtan dolayı verilen hükmün kesinleşmesinden sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde tekerrür hükümleri uygulanır. Bu uygulama için önceki cezanın infaz edilmiş olması gerekmemektedir; yalnızca hükmün kesinleşmesi ve yeni suçun bu kesinleşmeden sonra işlenmesi yeterlidir.
Ancak aynı maddenin ikinci fıkrasında, belirli sürelerin geçmesi hâlinde tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür:
-Beş yıldan fazla süreli hapis cezasında, cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,
-Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasında, infaz tarihinden itibaren üç yıl geçtikten sonra işlenen suçlar bakımından tekerrür uygulanmaz.

B. Tekerrürün Hukuki Sonuçları
TCK m.58’in üçüncü ilâ dokuzuncu fıkralarında tekerrürün sonuçları düzenlenmiştir. Bunlar özetle:
-Seçimlik cezalar arasında hapis cezasına öncelik tanınması (f.3),
-Mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması (f.6),
-Cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirine hükmedilmesi (f.6),
-Bu durumun mahkûmiyet kararında açıkça belirtilmesi (f.7).
5275 sayılı Kanun’un 108. maddesi ise mükerrirlere özgü infaz rejiminin usulünü düzenlemekte; özellikle ikinci fıkrasında, tekerrür nedeniyle koşullu salıverme süresine eklenecek miktarın, tekerrüre esas alınan cezaların en ağırını aşamayacağı belirtilmektedir.

II. Tekerrüre Esas İlamların Denetimi
Uygulamanın en önemli noktalarından biri, ilk derece mahkemesinin hangi mahkûmiyet ilamlarını tekerrüre esas alabileceği ve bu ilamların geçerliliğinin yargılama aşamasında ne ölçüde denetlenmesi gerektiğidir.

A. Sabıka Kaydına Güven İlkesi ve Sınırları
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.10.2022 tarihli ve 2018/12-542 Esas, 2022/616 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, adlî sicil kayıtları devletin resmî bir kurumu tarafından tutulan ve hıfzedilen belgeler olup, aksi sabit olmadıkça bu kayıtlara güven esastır. Bu nedenle, sabıka kaydında yer alan ilamların tekerrür açısından herhangi bir tereddüt oluşturmaması durumunda, bunların ayrıca getirtilmesine gerek bulunmamaktadır.
Ancak tereddüt hâlinde – örneğin infaz sürelerinin dolup dolmadığı, ilamın kesinleşme tarihi, suçun niteliği veya failin yaşı gibi hususlarda şüphe bulunması durumunda – ilgili ilam veya ilamların getirtilmesi, incelenmesi ve denetime elverişli şekilde dosyaya konulması zorunludur.

B. Uyarlama Sorunu ve İnfaz Aşamasına Bırakılabilirlik
Tekerrüre esas alınan ilamla ilgili olarak, sonradan yürürlüğe giren kanun hükümleri nedeniyle uyarlama yapılması gerekip gerekmediği de önemli bir tartışma konusudur. Yargıtay CGK’ya göre, uyarlama yapılıp yapılmadığının araştırılması ve gerekiyorsa uyarlamanın sağlanması teorik olarak gerekmekle birlikte, bu araştırmanın infaz aşamasında da yapılması mümkündür. Zira aksi hâlde yargılamanın gereksiz yere uzaması, zamanaşımı riski ve sabıkalı ile sabıkasız sanıklar arasında adaletsizlik doğabilir.
Ancak, Ceza Genel Kurulunun 07.06.2011 tarihli ve 132-117 sayılı kararında da açıklandığı üzere eğer sabıka kaydındaki ilamın konusu olan eylem, sonradan yürürlüğe giren kanunla suç olmaktan çıkmış veya kabahate dönüşmüş ise ve bu durum dosya içeriğinden açıkça anlaşılabiliyorsa, tekerrür hükümlerinin uygulanmaması gerekir. Şüphe hâlinde ise uyarlama yapılması sağlanmalıdır.

III. İstinaf Aşamasında Tekerrür Uygulamasının Denetimi ve Düzeltilmesi
Bölge adliye mahkemeleri, ilk derece mahkemesinin tekerrür uygulamasını denetlerken karşılaştıkları usulî engelleri aşmak durumundadır. Bu noktada en önemli sınırlama, aleyhe değiştirmeme ilkesidir.

A. Tekerrür Uygulanmamış Olması Durumu
Sanığın adli sicilinde tekerrüre esas bir mahkûmiyet bulunmasına rağmen ilk derece mahkemesi TCK m.58’i uygulamamışsa ve bu hüküm aleyhe temyiz edilmemişse (yani sadece sanık tarafından veya lehe istinaf yoluna başvurulmuşsa), bozma kararı verilmesi ve tekerrür hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Aleyhe değiştirmeme ilkesi, sanık lehine verilen bu eksik uygulamanın düzeltilmesine engel teşkil eder.

B. Hatalı veya Eksik Tekerrür Uygulaması Durumu
Daha sık rastlanan sorun, ilk derece mahkemesinin tekerrür uygulamasına karar verdiği ancak bunu hatalı bir ilam esas alarak yaptığı durumlardır. İki alt senaryo öne çıkmaktadır:
-Tekerrüre esas olmayan bir ilam esas alınmış ve başka tekerrüre esas sabıka bulunmamaktadır. Bu hâlde istinaf mahkemesi, karardaki tekerrüre ilişkin bölümü tamamen çıkarmalıdır. Zira ortada geçerli bir tekerrür sebebi kalmamıştır.
-Tekerrüre esas alınabilecek birden fazla ilam bulunmakla birlikte, en ağır cezayı içeren ilam yerine daha hafif bir ilam esas alınmıştır. Bu durumda istinaf mahkemesi, doğru olan ilamı (en ağır cezayı içeren) göstererek tekerrür uygulamasını düzeltebilir. Ancak bu düzeltme, sanığın kazanılmış hakkını ortadan kaldırmamalıdır. Yargıtay CGK’nın17.04.2007 tarihli ve 71-98 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında daki ifadesiyle: “5275 sayılı Kanun’un 108/2. maddesi uyarınca koşullu salıverilmeye eklenecek süre, yanılgılı uygulama sonucu hükümde gösterilen ilam nedeniyle koşullu salıverilmeye eklenecek süreden fazla olamaz.” Başka bir deyişle, hatalı uygulama sanığa bir kazanılmış hak sağlamışsa, bu hak aleyhe bozma yapılarak ortadan kaldırılamaz; yalnızca geleceğe yönelik doğru ilam dikkate alınır, ancak ek süre yanlış ilam esas alınarak hesaplanan süreyi aşamaz.

C. Tekerrüre Esas Alınan İlamda Hukuka Aykırılık Bulunması
Daha derin bir sorun ise, tekerrüre esas alınan ilamın kendisinin hukuka aykırı olduğunun (örneğin kesinleşme şartlarını taşımadığının, zamanaşımına uğradığının veya yok hükmünde olduğunun) anlaşılmasıdır. Bu takdirde istinaf mahkemesi, tekerrür uygulamasının geçerliliği konusunda karar verebilmek için öncelikle bu hukuka aykırılığın giderilmesini beklemelidir. Bunun için olağan veya olağanüstü kanun yollarının işletilmesi (örneğin ilamın iptali veya düzeltilmesi için başvuru yapılması) ve sonucunun beklenmesi gerekir. Bu aşamada istinaf mahkemesinin doğrudan tekerrürü kaldırması veya değiştirmesi yerinde olmayacaktır.

IV. Pratik Çözüm Önerileri
Yukarıda özetlenen ilkeler çerçevesinde, bölge adliye mahkemelerinin tekerrür uygulamasını denetlerken aşağıdaki adımlar izlenebilir.
-Tekerrüre esas ilamın niteliği konusunda tereddüt yok (sabıka kaydı açık)    ise, ilam getirtilmez, esastan inceleme yapılır
-Tereddüt var (infaz süresi, kesinleşme, suçun niteliği vs.) ise, ilam getirtilir, incelenir, sonuca göre karar verilir

Tekerrür uygulanmamış ama uygulanması gerekirken aleyhe istinaf yok ise, bozulamaz; aleyhe değiştirmeme ilkesi uyarınca olduğu gibi bırakılır

Hatalı ilam esas alınmış, başka sabıka yok ise, tekerrür bölümü çıkartılır

Hatalı ilam esas alınmış (en ağır yerine hafif) ama aleyhe temyiz yok ise, doğru ilam gösterilir; ancak kazanılmış hak korunur, ek süre hatalı ilama göre hesaplanandan fazla olamaz

Esas alınan ilamda hukuka aykırılık var ise, olağan/olağanüstü kanun yollarının işletilmesi beklenir; sonucuna göre tekerrür değerlendirilir

Tekerrür hükümlerinin uygulanması, ceza muhakemesinin hem maddi hem de usuli boyutlarını ilgilendiren karmaşık bir alandır. Tekerrüre esas alınan mahkeme ilamlarının geçerliliği ve kesinliği, özellikle istinaf denetiminde dikkatle ele alınmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2022 tarihli kararı, bu alanda önemli bir içtihat birliği sağlamış; sabıka kaydına güven ilkesi, tereddüt hâlinde ilam getirtilmesi zorunluluğu, uyarlamanın infaz aşamasında da yapılabilmesi ve aleyhe değiştirmeme ilkesinin tekerrür alanındaki yansımaları netleştirilmiştir.

Uygulamada karşılaşılan sorunların büyük bir kısmı, ilk derece mahkemelerinin adli sicil kayıtlarını özenle incelemesi ve tereddüt hâlinde gerekli araştırmayı yapmasıyla aşılabilecektir. İstinaf mahkemelerinin ise, hem denetim yetkisini etkin kullanması hem de sanık lehine oluşmuş kazanılmış hakları ihlal etmemek için azami özen göstermesi gerekmektedir.

Bu çerçevede, ceza adalet sisteminin temel ilkelerinden olan hukuki belirlilik ve maddi gerçeğe ulaşma arasındaki dengenin, tekerrür uygulamasında da gözetilmesi, infaz rejiminin sağlıklı işlemesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
 

WhatsApp Icon