Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması
Türk hukukunda tüzel kişilik, bir işletmenin veya kuruluşun bağımsız malvarlığını ve hukukî varlığını temsil eder. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahiptir ve kanunda öngörülen istisnalar dışında 4721 sayılı TMK m. 48 kapsamında bütün haklardan yararlanıp borç üstlenebilirler. Bu ilke, malvarlığının ayrılığı veya mal ayrılığı ilkesi olarak anılır ve şirket ortaklarının şirket borçlarından doğrudan sorumlu tutulmamasını sağlar.
Ancak uygulamada tüzel kişilik ilkesinin mutlak uygulanması bazı haksız sonuçlar doğurabilir. Özellikle tüzel kişiliğin, borçlardan kurtulma veya alacaklılardan mal kaçırma amacıyla bir araç olarak kullanıldığı hallerde; öğretide ve yargıda, tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla gerçek arka planın ortaya çıkarılması kabul edilmektedir. Bu doktrinin uygulanması istisnai ve sınırlıdır; ancak kötü niyet ve hakkın kötüye kullanılması gibi hâllerde başvurulması gerekir.
Tüzel Kişilik ve Mal Ayrılığı İlkesinin Kapsamı
Tüzel kişilik, kendine özgü malvarlığına sahip olmakla, gerçek kişilerden hukuken ayrılan bir varlık oluşturur. Bu ayrıma göre, tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, esas itibarıyla şirketin borçlarından sorumlu değildir. Mal ayrılığı ilkesi; ticari belirlilik, alacaklıların beklentisi ve ekonomik öngörülebilirlik açısından merkezi bir kuraldır.
Bu ilkenin istisnaları olabilir. Öğreti ve uygulamada, tüzel kişilik bir kalkan olarak kullanılarak hakların kötüye kullanıldığı; üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı veya malvarlığının alacaklılardan gizlendiği somut olaylarda, perdenin aralanması gerekebilir. Bu değerlendirme yapılırken 4721 sayılı TMK m.2 (dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmasının yasaklanması) yol göstericidir.
Perdenin Aralanmasının Şartları ve Temel İlkeler
Perdenin aralanması teorisi dar yorumlanmalıdır. Uygulamaya ancak aşağıdaki koşulların birlikte veya ayrı ayrı varlığı halinde başvurulmalıdır:
-Tüzel kişiliğin alacaklıdan mal kaçırmak veya borçlardan kurtulmak amacıyla kullanıldığına ilişkin somut deliller;
-Dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılmasının yasaklanmasına aykırılık;
-Başka bir yasal nedene dayanmaksızın meydana gelen haksızlığın giderilememesi.
Bu çerçevede perdenin aralanması, sınırlı ve ihtiyati bir çare olarak değerlendirilmelidir. Aksi takdirde tüzel kişilik kurumunun işlevi zedelenir.
Uygulama Biçimleri: Düz, Ters ve Çapraz Perde
Öğreti ve uygulamada perdenin aralanmasının genel olarak üç biçimi kabul edilir:
-Perdenin Düz Aralanması: Şirket borcu için, şirkete ilave olarak ortakların da sorumlu tutulması (ör. ortaklar şahsen borçlandırılır).
-Perdenin Ters Aralanması: Ortağın borcu için, ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulması (ör. ortak borçları nedeniyle şirket malvarlığına başvurulması).
-Perdenin Çapraz Aralanması: Borçlu şirketin yanında, aynı ana şirkete bağlı kardeş şirketlerin de sorumluluğa dahil edilmesi; grup veya holding yapılarında sıkça tartışılan form.
Perdenin Çapraz aralanması, genellikle şirketler arasında ekonomik bütünlüğün, faaliyetlerin tek bir iktisadi işletme olarak yürütülmesinin ve malvarlıklarının alacaklılardan kaçırılmasının ispatını gerektirir.
Organik Bağ Kavramı ile Karşılaştırma
Organik bağ kavramı ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında örtüşmeler olmakla birlikte önemli farklar bulunmaktadır:
-Organik bağ: Bir şirketin borçlarından diğer şirkete sorumluluk yüklenebileceğini gösteren daha geniş bir kavramdır; aynı hendeğe bağlı olma, yönetim ve organ benzerlikleri, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi unsurlar araştırılır.
- Perdenin Çapraz Aralanması: Daha dar ve ağır delil gerektiren bir uygulamadır; alacaklılardan mal kaçırma ve kötü niyetin somut şekilde ispatı aranır.
Organik bağ tespit edilse bile, tek başına perdenin aralanmasını gerektirmez; kötü niyet ve hakkın kötüye kullanılması iddialarının somut verilerle desteklenmesi gerekir. Bununla birlikte, her iki yolun aynı olayda birlikte işletilmesi mümkündür.
Somut Olayın Özelliği
Perdenin aralanması, her somut olayın özgün koşullarına göre değerlendirilmelidir. Soruşturulması gereken başlıca hususlar şunlardır:
-Şirketlerin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetlerin birbirinden ayrılığı;
-Ortaklık ve yönetim yapılarındaki çakışmalar;
-Adres, işletme, üretim ve pazarlama faaliyetlerinin birbirine karışması;
-Sermaye yetersizliği, muvazaalı işlemler, hisse devirleri veya borç takibinden kurtulmak için yapılan yapay düzenlemeler;
-Üçüncü kişilere karşı tüzel kişilik içinde hareket ediliyormuş gibi yapılan işlemler (ortakların kendi malvarlığı ile şirket malvarlığını karıştırması).
Bu unsurların kombinasyonu, iktisadi bir bütünlük algısı yaratmışsa ve alacaklının zararına yol açacak şekilde kötü niyetli tasarruflar söz konusuysa perdenin aralanması gerektiği görüşü güçlenir.
İçtihat ve Kanuni Düzenlemelerin Rolü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları kapsamında perdenin aralanması yönünde kabul gören ilkeler; dürüstlük, hakkın kötüye kullanılmasının yasaklanması ve somut delil gerekliliğidir. Ayrıca bazı kanunlarda (ör. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü, Çek Kanunu) kamu yararı ve özel menfaatlerin korunması amacıyla sorumluluk rejimleri düzenlenmiştir; bu hâllerde perdenin aralanması tartışmasına gerek kalmaksızın sorumluluk tesis edilebilmektedir.
Özetle; Tüzel kişilik perdesinin aralanması, mal ayrılığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan, dikkatle ve dar yorumla uygulanması gereken bir doktrindir. Uygulamaya ancak dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına açıkça aykırı somut vakalarda, başka bir hukuki çare bulunmadığında başvurulmalıdır. Özellikle grup yapılarında ve kardeş şirketler arasında ekonomik bütünlüğün ve kötü niyetli mal kaçırma girişimlerinin varlığı somut olarak ispatlanırsa, alacaklıların korunması amacıyla perdenin aralanması mümkündür.