01 Blog
19-06-26
Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi Veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs

Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu, 5237 sayılı TCK’nın “Özel Hükümler” başlığını taşıyan ikinci kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan dördüncü kısmının “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığını taşıyan ikinci bölümünde, 277. maddede düzenlenmiştir. 6545 sayılı Kanun5 kapsamında yapılan değişiklikle 277. madde son halini almıştır. 

“(1) Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/69 md.) Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır. 

(2) Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.”

Yargı görevi yapanın, bilirkişinin veya tanığın hukuk dışı müdahalelerden korunması adil yargılanma ilkesinin mecburi unsurlarındandır. Bahse konu suç, yargı faaliyetinin hakkaniyetle yürütülmesi amacına hizmet etmektedir.

SUÇUN UNSURLARI
Madde gerekçesi ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2021 tarihli ve 2019/27 - 2021/101 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, suç, görülmekte olan dava dolayısıyla işlenmektedir. Bu nedenle öncelikle “görülmekte olan”, yani; “mahkeme esasına kaydedilmiş ve henüz sonuçlanmamış” bir dava bulunması gerekir. 

Davanın niteliğinin ise suçun oluşumu açısından bir önemi bulunmamaktadır. Görülmekte olan dava; özel hukuk hükümlerine göre ya da idare veya vergi mahkemesinde açılmış dava olabileceği gibi ceza davası da olabilir.

MADDİ UNSURLAR
Suçun maddi unsurları arasında yer alan hareket (fiil) unsuru, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı davanın taraflarından birinin veya sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. Suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanlar ile bilirkişi veya tanıkla doğrudan bir ilişki kurulması zorunlu olup, bu ilişkiyle beraber belirli bir yönde karar vermesi veya işlem tesis etmesi hususunda yargı görevi yapandan, gerçeğe aykırı mütalâa veya beyanda bulunması hususunda bilirkişiden veya tanıktan talepte bulunulmalıdır. 

Ancak, suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanın, bilirkişinin veya tanığın hukuka aykırı olarak kendisine iletilen talebi yerine getirerek herhangi bir karar vermesi veya işlem tesis etmesi ya da gerçeğe aykırı mütalâada veya beyanda bulunması gerekmez. Çünkü, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkileme teşebbüsünde bulunulmasıyla suç tamamlanır. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde ise faile daha az ceza verilmesi öngörülmüştür. Burada iltimastan maksat, hatıra binaen ricada bulunmaktır. Bu suç bir "tehlike suçu" olarak kabul edilir; tanığın gerçekten etkilenmiş olması şart değildir. Etkileme hareketinin yapılmış ve amaca elverişli olması suçun oluşması için yeterlidir.
Fiil unsuru kapsamında elverişlikil konusunu açacak olursak, hareketin tehlikeyi doğurmaya elverişli olup olmadığı konusudur. Bu anlamda gerçekleştirilen eylemin bahsedilen kişileri etkilemeye elverişli olması yeterli olup, ayrıca kişilerin etkilenmiş olması aranmamaktadır. Yani, suçun işlenmesi için fiilin tehlikeyi doğurmaya elverişli olması yeterlidir; zarar niteliğinde olan etkilenmiş olma durumu gerekli değildir. Yargıtay 12 CD, E 2020/10516, K 2022/4813, T 15.06.2022 tarihli kararında failin eylemini tehlike doğurmaya elverişli görmeyerek ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararını bozmuştur. Karar “Gerek 11.10.2013 tarihli keşif tutanağına gerek sanığın savunması ile tanıkların beyanlarına göre, sanığın, mahalli bilirkişilerden doğruyu söylemelerini isteyip, mahalli bilirkişilerin ifadelerinin alındığı esnada da, kimi zaman kısık kimi zaman biraz yüksek sesle “Yalan söylüyorlar” vb. biçimde sözler söylemesi nedeniyle önce uyarılıp daha sonra da keşif mahallinden uzaklaştırıldığı dikkate alındığında, söylenen sözlerin, söyleniş tarzı ve içeriği ile söylendiği ortama nazaran, görülmekte olan davada davanın taraflarından birinin lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs niteliğinde olmadığı gibi, sanığın küfürlü konuştuğuna ya da kocası olan diğer sanığın konuşmalarına iştirak ettiğine dair herhangi bir delil de bulunmadığı halde, görülmekte olan davayla bağlantılı olarak iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırları içerisinde değerlendirilebilecek olan sözlerinden dolayı sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle mahkumiyet kararı verilmesi… Bozmayı gerektirmiş olup…”. şeklindedir.
 

Yargıtay 12 CD, E 2020/4445, K 2021/732, T 27.01.2021; Y 12 CD, E 2019/12292, K 2020/5222, T 14.10.2020; Y 5 CD, E 2022/2881, K 2024/10894, T 24.10.2024; Y 12 CD, E 2021/1567, K 2024/2897, T 03.06.2024 kararlarında suçla korunan hukuki değerden yola çıkarak suçun mağdurunun dava tarafları olmadığına hükmetmiştir. 

MANEVİ UNSURLAR 
Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için, kasten hareket edilmesinin yanı sıra failin belirli bir saik ve amaç doğrultusunda hareket etmesi gerekir. Fail, suçu oluşturan fiili, “davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması” için ve “davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak” amacıyla gerçekleştirmelidir.
 

Yargıtay 12 CD, E 2022/1496, K 2022/1823, T 09.03.2022 tarihli kararında suçun oluşabilmesi için failde belirli bir amacın bulunması gerektiğine hükmetmiştir: “Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için, kasten hareket edilmesinin yanı sıra failin belirli bir saik ve amaç doğrultusunda hareket etmesi gerekir. Fail, suçu oluşturan fiili, “davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması” için ve “davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak” amacıyla gerçekleştirmelidir.”

HUKUKA AYKIRILIK UNSURU
Suçun tanımında “hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs” unsuruna yer verildiğinden, suçun oluşabilmesi için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkileme girişimi hukuka aykırı olmalı, hukuka uygunluk sebepleri bulunmamalıdır. Ayrıca, etkilemeye teşebbüs edilen kişinin, davanın süjesi olarak yargı görevi yapanlar ile bilirkişi veya tanık olması gerekmektedir. Yargı görevi yapan ibaresi, TCK’nın 6. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre, yüksek mahkemeler, adlî ve idarî mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlar, yargı görevi yapan kişilerdir. Bilirkişi ve tanık kavramlarından ise ceza muhakemesi ile hukuk mahkemesindeki anlam ve içerikler anlaşılmalıdır.

NİTELİKLİ HAL
Maddenin ikinci fıkrasına göre, “Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.” Bu düzenlemeye yer verilme nedeni, madde gerekçesinde; “…Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sırasında yargı görevini yapanlar ile bilirkişi veya tanıklar, örneğin tehdit edilmiş veya cebre maruz bırakılmış olabilmektedir. Bu ihtimale binaen maddenin ikinci fıkrasında, özel bir farklı neviden fikrî içtima hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, birinci fıkrada tanımlanan suçu oluşturan fiilin aynı zamanda başka bir suç oluşturması hâlinde, fail sadece daha ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacak; ancak bu suçtan dolayı verilen ceza, yarısına kadar artırılacaktır.” şeklinde izah edilmiştir.
 

Yargıtay 8 CD, T 29.06.2022 E 2022/1444, K 2022/11098 sayılı kararında kendisini HSK üyesi olarak tanıtan sanığın dosya hâkiminden ricada bulunması eyleminin iltimas derecesini aşmadığını kabul etmiştir: “…sanığın ...'ı bir defa arayarak "iki kardeş arasındaki su kuyusu davası ile ilgili olarak kardeşlerden İ. haklıdır, senin haklı olan lehine karar vereceğine inanıyorum." şeklindeki sözlerinin iltimas derecesini aşmadığı ve mahkemenin bu suça ilişkin kabul ve uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından…”.

YARGITAY KARARLARI 
Sanığın, görülmekte olan davada sahte belge sunması nedeniyle TCK 277/2 uygulanmışsa da, somut olayda hakime emir verme, baskı yapma veya nüfuz icra etme şeklindeki seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleşmediği anlaşıldığından, 277. maddenin unsurları oluşmamıştır. Bu nedenle artırım yapılarak fazla ceza verilmesi bozma nedenidir. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2017/12060, K. 2021/992)

Cezaevinden gönderilen dilekçede tanık sıfatıyla ifade veren kişinin beyanlarının doğruluğu kabul edildiği için yalan tanıklık oluşmamış, dilekçe verme eylemi ise TCK 277’nin maddi unsurunu (emir, baskı, nüfuz veya hukuka aykırı etkileme) oluşturmamıştır. Mahkumiyet hükmü bozulmuştur. (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, T. 17.11.2015 E. 2015/5678, K. 2015/4321)

Telekom-Turkcell davası bağlamında yargıçlar üzerinde nüfuz kullanma iddialarına ilişkin davada, iletişimin tespiti kararlarının hukuka uygunluğunun tartışılmaması, tanık ve sanık sorgularının usulüne uygun yapılmaması, TCK 277 ile önceki kanun karşılaştırmasının eksikliği ve birçok usul eksikliği nedeniyle hükümler bozulmuştur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, T.10.07.2008, E. 2007/8558, K. 2008/15780)

Sanığın, kardeşinin öldürülmesi davasında avukata telefonla tehdit ederek görevini yapmasını engellemesi, TCK 277 yerine TCK 265 (görevi yaptırmamak için direnme) suçunu oluşturur. Ayrıca, TCK 53 uygulaması ve HAGB/ertelenme değerlendirmesinin yetersiz gerekçeyle yapılmaması bozma nedenidir. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, T. 08.05.2018, E. 2018/2500, K. 2018/5254)

Boşanma davası öncesi sanığın tanığa söylediği, “Seni döverim, benim aile işime karışma” sözlerinin TCK'nın 106/1-1. madde, fıkra ve cümlesindeki tehdit suçunu oluşturduğu, TCK 277 kapsamında değerlendirilemeyeceği çünkü suç tarihinde tanığın hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs edilmesi anılan madde ve fıkra kapsamında suç olarak düzenlenmediği…  (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, T.07.02.2018, E. 2017/4300, K. 2018/1184)

İhtiyati haczin kaldırılması için noter aracılığıyla hakime ihtarname çekilmesi, TCK 277’nin maddi unsurlarını (emir, baskı, nüfuz) oluşturmamıştır. Hukuka aykırılık unsuru da gerçekleşmediğinden beraat kararı verilmesi gerektiği yönündeki bozma onanmıştır. (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, T. 25.01.2018, E. 2017/3897, K. 2018/104)

Sanığın, kardeşinin cinsel istismar soruşturmasında savcı, hakim ve bilirkişi (doktor) ile sahte kimlik kullanarak görüşüp telkinde bulunması, zincirleme TCK 277/1 suçunu oluşturur. Başkasına ait kimlik kullanma suçu ile fikri içtima ve artırım kurallarının yanlış uygulanması nedeniyle bozulmuştur. (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 20.12.2017, E. 2017/3156, K. 2017/10583)
 

WhatsApp Icon